Ümit Alan – 7 Soru & 7 Cevap


BirGün’deki ‘Köşe Vuruşu’nda medya eleştirileri kaleme alan, bir dönem Heberler’in de yazı grubunda yer alan Ümit Alan’la medyanın hal-i pür melalini konuştuk. 

***

Neden medya eleştirisi hocam?

umit

Yüksek lisansımı basın yayın anabilim dalında yaptım. Tezim de basın çalışanlarının motivasyonu, iş tatmini ve mutluluğu üzerineydi. Tezi hazırlarken herkesin çok mutsuz olduğunu gördüm. Bu mutsuzluğun nedenlerinden biri de medyanın haliydi. O ara kafa yormaya başladım ki, yüksek lisans derslerimiz de genelde o eleştirinin altyapısını veriyordu.  O ara çeşitli mecralara yazı göndermeye başladım. Aradan 6-7yıl geçti 2009’da BirGün’le yolumuz kesişti. Sonrası malum. Bu benim profesyonel işim değil, kişisel derdim. Medyada varolma ve oradan hayatımı kazanma gibi bir derdim olsa asla “medya eleştirisi” demezdim. İkisini bir arada denemek için deli olmak gerek. Zaten içeriden birinin benim girdiğim konulara, benim kadar kendini kollamadan girmesinin imkânı yok. Düşünsene, Doğan Grubu’nda yer alsan ona ve onun “şanlı” geçmişine bir şey diyemezsin, cemaat medyasında yer alsan onları görmezden geleceksin, havuz medyada zaten eleştirinin e’si olmaz. O yüzden bu medya eleştirisi işi için bağımsızlık şart. O da alternatif kanallarda olabiliyor olabildiği kadar. Her yazıda +1 kişiyi bile ikna etsem amacıma ulaşmış sayarım diye başlamıştım. Epey yazı oldu. Herhalde +1’ler çoğalmıştır, öyle umuyorum.

Bugüne kadar kaç dava yediniz? 

Sadece bir davanın doğrudan muhatabı oldum.

Kimdi?

Rasim Ozan Kütahyalı… Bir yazım için açmıştı. “Medyanın Nihat Doğan’ları kimler?” başlıklı bir yazıydı.

Akıbeti ne oldu?

1339599834-umit-alan

Orada geçen bir yakıştırma nedeniyle ona hakaret ettiğimi düşünüyordu ama hakim öyle düşünmedi. Kapandı gitti o dava. Avukat ve dava masraflarımı aldım. Yani hem dava açtı hem borçlu çıktı. Hadi geçmiş olsun.

Dava yememek için oto sansür uygulamasına giriyor musunuz?

Hayır ama birini kızdırmanın ya da hak ettiğini söylemenin hakaretten daha yaratıcı yolları olduğuna inanıyorum. Hiciv bunun için var. Heberler’i yazan ekipteyken bu konuda pratik yapma şansım olmuştu. Tabii bunun da işe yaramadığı zamanlar var ama ben otosansür uygulayacak kadar olayların içinde değilim belki de. Medya eleştirisi yazıyorum sonuçta.  

Medyadaki yanlamanın kırılma noktası ne zaman oldu? 1 Kasım arşa çıktığı yer midir?

1431416047-umitalan

Bence medyadaki yanlamanın kırılma noktası medya dışı sermayenin 1979 yılından itibaren kontrolsüzce medyaya girmesi, 90’lardan itibaren sendikasızlaştırma operasyonunu başarıyla tamamlamasıdır. Gazeteciyi, dolayısıyla haberi koruyan bir mekanizma uzun zamandır ortada yok. İlla medya dışı sermaye girecekse de gazeteciyi korumanın bir yolu bulunmalıydı, bulunmadı. O olmayınca eşyanın tabiatı gereği yanlamalar hep olacaktır. AKP dönemi için konuşuyorsak, ikinci seçimi yani 2007 seçimlerini kazandığı gündür bence. Kırılma günümüzün konusu değil ama dibe vurma günümüzün konusu. Dibinde de dibi varmış gibi geliyor şu sıra.

Ana-akım medyanın geldiği yer malum. Bu noktada nasıl gedikler açılabilir? Nereye yönelmeliyiz, yönümüz neresi olmalıdır? İnternet medyası daha bir mühimleşiyor sanırım bu noktada…

Bence ana-akım medyayı o kadar kolay terk etmemeliyiz. Gedikleri oradan açmanın bir yolu bulunmalı. Sonuçta bu medya kurumları reklamla dönüyor ve sadece AKP’ye oy verenler değil, Türkiye’nin kalan yarısı da tüketici. Bu insanlar bu konuda bilinçlendirilmeli. Gezi’yi hatırlayın, insanlar kapılarına dayanınca nasıl haber yapmak zorunda kalmışlardı? Kapıya dayansınlar demiyorum ama bunun başka yolları olmalı. “Sen beni görmüyorsan ben de seni izlemiyorum kardeşim” demek gibi, ama gündüz eyleme gidip akşam havuz medyada dizi izleyip üzerine konuşunca olmuyor işte. İnternet medyasına gelince, yakın gelecekte ana mecra olacak, ama orası da informasyona olduğu kadar dezenfermasyon ve manipülasyona da açık bir mecra. Orada bugünün bu kuşağın dilini konuşmanın yolları aranmalı. Sürekli olumsuzdan giderek, sürekli korkutarak ikna edemeyiz. Daha farklı bir dil inşa etmek gerek. Yapan yapıyor. Bir formülü yok, pek çok formülü var.

İslamcıların medyayla imtihanları için neler dersiniz? Nereden, nereye geldiler? Neyi savunuyorlardı, neler oldu?

1411716779-m1

İslamcılar çok iyi, çok samimilerdi de iktidar imtihanından kaldılar  gibi bir durum yok ortada bence. Takiyeyi bıraktılar belki. “Demokrasi bir tramvaydır günü gelince ineriz” sözünü hatırlayalım. Aralarında bu takiyeyi gerçek sananlar da olmuştur ama onlar azınlıkta. İktidar herkesi çürütür zaten ama İslamcılar çok doğru şeyleri savunuyorlardı da sonradan böyle oldular demem. Çünkü hiçbir zaman İslamcı olmadım, hiçbir zaman da “çok erdemli insanlar bunlar” diye düşünmedim. Böyle de bir hikaye yazıp oradan yürüyenler var. “O güzel İslamcılar o güzel atlara binip gittiler” gibi bir hava. 36 yaşındayım, az çok yakın tarih de okudum ama ben hiçbir noktada “o güzel İslamcılar” diye bir şey görmedim. Klasik Türk sağı işte. Bu ülkede Maraş, Çorum, Sivas katliamları yaşandı yahu. Tamam kontrgerilla, tamam  derin devlet, CIA filan da her toplumsal çalkantıda kendileri gibi olmayana karşı kolayca kışkıran insanların hiç mi suçu yok? İslamcıların bu olayları öyle kuvvetle bir şekilde kınadığını filan hatırlamıyorum. Sivas’tan sonraki yazıları veya suskunluğu da hatırlayalım. Sivas Katliamı’nda 14 yaşındaydım, aynı yıl Uğur Mumcu da öldürülmüştü. Ben siyasi konulara kafa yormaya o iki olaydan sonra başlamıştım ve net hatırlıyorum. Bir kısmı kafasını kuma gövdü, bir kısmı saldırganların avukatlığını yaptı. Bir gün iktidar olduklarında neler olacağını çocuk aklımla bile hissedebiliyordum aslında.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir